Yapay Zekadan korkmakta haklı mıyız?

Yapay zekadan korkmakta haklı mıyız? Aslında yapay zeka, bir nesil için sürekli durulup sonra geri gelen korkulu rüyası bile olmuş olabilir. Özellikle 90’lı yıllarda insan formundaki robotların birleşip ordu kurduğu, üstün yetenekleri ile dünyayı ele geçirdiği filmleri izleyerek büyümüş bir nesil olarak zaten yapay zekadan yeterince korktuk.

Yapay zekalı robotların insanları öldürerek “robot dünyası” kuracaklarını düşünüyorduk ama geldiğimiz noktada geçmiş korkularımız farklı açılardan hortladı. Yapay zeka ayrımcılığa neden olur mu? Yapay zeka kişisel verilerimizi ne yapıyor? Bu yazılımlar bizim verilerimizle mi besleniyor? Terör için yapay zeka kullanılırsa ne olur? Chat GPT ile bir kod yazdırıp sitelere siber saldırı yaptırmak mümkün mü? Yapay zeka işimizi elimizden alır mı? Daha bir çok soru ve korku.

Cambridge Analytica skandalı ile yapay zekalı yazılımın 50 beğenisiyle bir kişinin siyasi görüşünü tahmin edebildiğini, 500 beğenisi ile kişiyi kendisinden iyi tanıdığını gördüğümüz yıllar bu konudaki uyanışın başlangıcı oldu.

Yapay zekanın ayrımcılık yapması, hiç bilmediğimiz kanallardan, bilmediğimiz algoritmalarla bizim verilerimizden öğrenmeler yapması, şeffaflık ve hesap verilebilirlik eksiklikleri gibi konular tartışılırken bir yandan da AB başta olmak üzere bir çok topluluk ve ülke yapay zekayı hukuken düzenleme çalışmalarına başladı.

Tüm bunların yanı sıra, bir yandan da bazı mesleklerin biteceği korkusunu yaşamaya başladık. Bir süre her sunumda gördüğümüz “bu sunum chat gpt tarafından hazırlanmıştır” notu havalı gelirken, şimdilerde içeriklerin “chat gpt ile hazırlanmadığını” kontrol etmek için başka yapay zekalı yazılımları kullanmaya başladık. Yani, aslında insanın ürettiği içeriği bir noktada hala yapay zekanın ürettiği içerikten değerli görmeye devam ediyoruz, en azından şimdilik.

Yapay Zekayı hukuk düzenlemeli mi?

Geçtiğimiz günlerde BM Genel Sekreteri Antonio Guterres “yapay zekanın terör ve suç için kullanılması halinde yıkımın çok büyük olacağına” dikkat çekerek “üye ülkelerin bu olağanüstü teknolojinin yönetimini sağlamak için bir BM kuruluşu kurulmasına ilişkin tekliflerini memnuniyetle karşıladığını” söyledi.

Yapay zeka, sonuç olarak insan eli ile yapılan bir yazılım, insanların onlara tanıdığı algoritmalarla, yine insanların verdiği verilerle besleniyor. Bu algoritmaları belirli kurallara uygun koymanız ve beslendiği verileri takip etmeniz gerek. Bunun için de inovasyonu engellemeden, yapay zekalı yazılımlara bazı standartlar getirilmesi gerekiyor. Bunun içi ülkelerin birlikte çalışması da mantıklı bi yaklaşım. Ancak korku temelli değil de gelişim temelli bakmak lazım, çünkü korku bir süre sonra teknolojiyi ve inovasyonu engelliyor.

Şu an dünyada yaklaşımlar inovasyon veya hak temelli olarak ikiye ayrılıyor. Bazı ülkeler, yapay zekayı katı kurallara bağlamayarak invasyonu serbest bırakma eğilimindeyken, bazıları ise “insan haklarını ön planda tutarız ve yasal temellere bağlarız” diyorlar.

Örneğin İngiltere, inovasyon temelli ilerliyor ve AB’nin tersine yasal düzenleme yapmayacağını, mevcut veri koruma kuralları ile ilerleyeceğini söylüyor. AB ise tersine 2024’te Yapay Zeka Tüzüğünü hayata geçirmeye hazırlanıyor. Kanada, Brezilya gibi ülkeler de bu ekolden gidiyor Amerika ise sektörel bazda düzenlemeler ile ilerliyor.

Neredeyse tüm ülkeler, yapay zekada gözetilmesi gereken ilkelerde mutabık: Hesap verilebilirlik, şeffaflık, veri gizliliği, güvenlik ilkeleri.

Yapay zekalı yazılımlarda en kritik diğer konu “insan müdahalesi” ve “etik”. Yazılımların etki değerlendirmesi, risk analizleri yapılmalı ve takibi asla bırakılmamalı. Bunun için de yapay zekalı yazılım geliştiricilere ve kullanıcılara büyük sorumluluklar düşüyor, bu noktada bu sorumluluğun yasal temellere bağlanması da mantıklı bir yaklaşım.

Diğer yandan, yapay zekalı yazılımın terör, insanlığa karşı suçlar başta olmak üzere suç işlemek veya veri manipülasyonu için kullanılmasının engellenmesi gerekli. Bunlar için genel veri koruma ve ceza kanunları geçerli olmaya devam ediyor. Bahsettiğimiz gibi bazı ülkeler de daha detaylı yasal düzenleme ve standartizasyon çalışmalarına devam ediyor.

Bu noktada, teknolojiyi hiç bir zaman tam olarak hukuki kurallar ile karşılayamayacağımızı kabul etmemiz gerek, çünkü teknoloji koştukça hukuk arkadan yetişememeye her zaman devam edecek. Gelişmeleri ise hep birlikte izleyip göreceğiz.

(Yazıyla ilgili görüş ve düşüncelerinizi [email protected] adresine göndererek yazarımızla paylaşabilirsiniz.)

2005 yılında Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun olmuş ve Avukatlık stajının ardından 2006 yılında Ankara Barosu’na kaydolmuştur. Gazi Üniversitesi’nde yüksek lisans yapmıştır. Bahçeşehir Üniversitesi’nde Dijital ve Sosyal Medya Pazarlama Yönetimi Eğitimi, Ankara Üniversitesi Bankacılık ve Ticaret Hukuku Enstitüsü’nde hukuk çevirisi eğitimi almıştır. Türk Patent ve Marka Kurumu’na kayıtlı marka ve patent vekilidir. Sicile kayıtlı Arabulucudur. Başkent Üniversitesi’nde Bilişim Hukuku ve Ankara Üniversitesi’nde Mesleki Bilgisayar-UYAP, derslerinde öğretim görevlisidir. ISO 27001 Bilgi Güvenliği Yönetim Sistemi Baş Denetçisidir. Uzun yıllar Ankara Barosu Bilişim Kurulu ve Bilgi İşlem Merkezi üyeliği yapmıştır. Ankara Barosu Bilişim ve Hukuk Dergisi ile Ankara Bar Review dergilerinde editor olarak gorev almıştır. 2018 yılında Dijital Reklamcılığın Teknik, Hukuki ve Vergisel Boyutu isimli kitabını yayınlamıştır. Avukatlığın yanı sıra, LegalTalks Eğitim Portalının ve LegalTalks Anonim Şirketi’nin kurucusu ve koordinatörüdür. İngilizce ve Yunanca dillerini bilmektedir.