Ağzı yağlı bilişim basınından sosyal medya kanaat önderlerine

Yıl 2015…

Bir teknoloji şirketinin kurumsal iletişim yöneticisi ile PR ajansı sorumlusu aralarında dertleşiyorlar. Şirket büyük bir basın toplantısı yapmış ve bilişim basınından habercileri davet etmiş. Kahvaltılı bir basın toplantısı olduğu için bir şeyler de yenmiş sofrada. Soru cevap faslına gelindiğinde şirketin yöneticisi olan zat çok da memnun kalmamış etkinlikten. Hele bir kişinin ağzı doluyken soru sormasına çok içerlemiş. Daha sonra bu memnuniyetsizliğini kurumsal iletişim yöneticisine iletmiş.

Tüm bu konuşmaya kulaklarımla şahit olduktan sonra “Ağzı yağlı bilişim basını” diye bir yazı yazmıştım. Herhangi bir isim, şirket adı vs. zikretmemiş olmama rağmen başıma gelmeyen kalmadı. Üstüne alınan saygın bir teknoloji şirketi kendince ambargo uyguladı bana. Şirketin PR ajansının bizzat sahibi ile gergin bir toplantı yaptım. Şahitlerim de var. Tevafuk mu derseniz bilmem ama bu toplantıda hemen arka masamda oturan kişi de bence ülkemizde halkla ilişkiler ve iletişim denince akla gelen efsane isimlerden biri olan Salim Kadıbeşegil ağabeydi. Bu gergin toplantıya kulak misafiri olmuş, sırtımı sıvazlayarak “Sen doğrusunu yaptın Cem. Böyle devam et!” demişti.

Ağzı yağlı bilişim basını yazımla ne o şirketi ne de yöneticisini eleştirmiyordum aslında. Mesele de burada zaten. Şirketler de insanlar da gelip geçici… Aslında amacım bilişim basınındaki arkadaşlara bir eleştiri getirmekti. Onların mesleklerinde gelişmesi, saygı duyulan kişiler haline gelmeleri için küçük, küçücük bir uyarıydı benim yazım… Gerçi Z kuşağı bilmez ama hala eski “boomer” tayfası basın toplantılarında takılır bana elimde bir tabak gördüklerinde: “Ağzı yağlı bilişim basını ha Cem ağabey?”…

Aradan çok zaman geçti ve çok şey değişti. Ama geçenlerde gördüğüm bir etkinliğin sosyal medya ortamında bilişim basınından bazı arkadaşlar tarafından gündeme getirildiğini görünce içimden “Nerden nereye?” demeden duramadım.

Kendi tanımlarıyla “Türkiye’nin doğuştan elektrikli ilk akıllı cihazı” olan TOGG -kesinlikle ülkemiz adına gurur kaynağımız olduğu yadsınamaz- bir etkinlik düzenleyerek, “SOSYAL MEDYA KANAAT ÖNDERLERİ”ni fabrikaya davet etmiş ve onlara tesisleri gezdirmiş. Bugüne kadar sosyal medya ortamının yarattığı türlü ahaliyle karşılaşmıştım ama bu türü pek tanımıyordum.

Aslında her şey “fenomen” kelimesiyle başlamıştı. Kelime anlamı olarak Türkçe’de “olgu” ya da pek kullanılmasa da modern Türkçe’de “görüngü” olan bu kavram kaynaklarda şöyle açıklanıyordu: “Bir fenomen, değerleri ve düşünceleri akranlarından, çevreden veya toplumdaki insanlardan daha değerli olan bir insandır. Ayrıca daha ön planda yer alır. Son zamanlarda yaygınlaşan bu ifadenin en yaygın kullanımı, internet fenomenleridir. Birçok sosyal ağda bulunurlar ve yüksek bir izleyici kitlesine, onların tavsiyelerine ve bilgilerine büyük önem veren takipçilerinin hayranı olduğu kişi olurlar.”

Fransızca olan bu sözcük, sosyal medyaya yön veren Anglo-Sakson kültür tarafından anında “influencer” olarak değişti. Neydi bu sözcüğün anlamı? Etkileyen demekti ve doğrudan pazarlamayı hedefliyordu. Zira sosyal medya satışları artırmak için en önemli pazarlama araçlarından biriydi ve “influencer”lar da takipçilerini “etkileyerek” hatta argo deyimiyle “gaza getirerek” tanıttıkları ürünlerin satışlarını sağlıyorlardı. Bunların “mega”sı, “makro”su, “mikro”su vs. vs. vardı. Ancak geçtiğimiz yıllarda, çok erken bir yaşta kaybettiğimiz bilişim gazetecisi -kaç kişi kaldı şurada- Berkin Bozdoğan bu konuya “influen”sığır diyerek noktayı koymuştu. Bu zevat takipçi kasmak, beğeni almak adına her türlü maymunluğu yapıyor, firmalar da bir gönderi, ya da hikâye paylaşmaları için parayı bastırıyorlardı. Kimler yoktu ki bunların aralarında?.. Hatta geçenlerde “tesettürlü” olmasına rağmen giydikleri ve yaptıklarıyla erotizmin sınırlarında dolaşan bir bacının geçmişte büyük bir “escort” baskınında yakalanmış ve sabıkalı olduğu ortaya çıkmıştı. Escort derken aklınıza eski bir bilgisayar markası gelmesin sakın. Anlayan anladı!.. Pazarlamanın her alanında kendilerini var eden bu zevatın öyle ya da şöyle olmasının firmalar açısından herhangi bir önemi yoktu. Zaten aranan nitelik değil, nicelikti. Ne kadar çok takipçi ne kadar çok beğeni o kadar iyiydi onlar için.

Şimdi daha “saygın” bir tanımla çıkıyorlar karşımıza anlaşılan. SOSYAL MEDYA KANAAT ÖNDERİ olarak. Acaba kartvizitlerine de böyle mi yazıyorlar? Mesela bu konuyla ilgili bir eğitimleri var mı? Ya da bu bir meslek olarak anılıyor mu? Ticaret odasına kayıtlılar mı, vergi veriyorlar mı? Mesela kredi kartlarını çalan bir şebeke ile anlaşarak kara para aklıyorlar mı?.. Para karşılığı cinsel ilişkide bulunuyorlar mı? Uyuşturucu kullanıyorlar, ya da satışına aracı oluyorlar mı?..

Ne soruların ne de yanıtlarının bir önemi yok. Öndere selam yola devam!..

(Yazıyla ilgili görüş ve düşüncelerinizi [email protected] adresine göndererek yazarımızla paylaşabilirsiniz.)

Gazetecilik mesleğine 1983 yılında Milliyet ailesinde başlayan Cem Kıvırcık, Marmara Üniversitesi Basın Yayın Yüksek Okulu mezunudur. 1997 yılında Türkiye’nin ilk internet dergisi olan .net’i Milliyet çatısı altında yayınladıktan sonra PCnet, Information Week, PCTime, PCMagazine, Electronic Gaming Monthly gibi teknoloji yayınlarının yöneticiliğini yaptı. Halen MediaTrend teknoloji blogunun genel yayın yönetmeni olan Kıvırcık, Digital Photoline dergisi Yazı İşleri Müdürü, BThaber Haftalık Bilişim Teknolojileri ve Ekonomisi Gazetesi köşe yazarı, Hardwareplus Yayın Danışmanı olup, İbn Haldun Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olarak ders vermektedir.